Yaşlılıkta Bakım

Evimizdeki Yaşlıyı Anlayabilmek Zor Mu?

Evimizdeki Yaşlıyı Anlayabilmek Zor Mu?

Evimizde ya da çevremizdeki yaşlıyı anlayabilmek için göstereceğimiz çaba; onun yaşam kalitesine katkı vereceği gibi, bizim de yararlılık payımızı arttıracaktır.

Unutmayalım ki; Yaşlanma süreci sadece bireyin kişilik yapısında ve kendini algılayışında değil, toplumun ve çevresinin de o bireyi algılamasında değişikliklere yol açar.

Fiziksel ve mental sağlığının –daha da- bozulacağı endişesi yaşayan, ekonomik sorunları artan, dışlanma korkusuyla yaşayan, artan stresiyle baş etmekte zorlanan, yetersizlikleri nedeniyle başkalarının desteğine gereksinimi olduğu halde yardım olmayı reddeden yaşlının kabuğuna çekilerek yalnızlığa gömüldüğünü bilmeliyiz.

İşe yaramadığını düşünüp mutsuz olan, uyum yeteneği azalan, uyaranlara yanıtı geciken, yakın bellek zayıflayan, eş ve yaşıt kayıpları yaşayan, bunaltısı artan, uyku düzeni bozulan, özgüven ve değer kaybına uğrayan, sosyal statüsü değişen yaşlının karamsarlığa itileceğini bilirsek ona daha yararlı olabiliriz.

Unutmayalım ki; Hiçbir şeyden zevk almayan, ilgi ve istek kaybına uğrayan, umudunu ve ümidini yitiren, ilgi, sevgi, paylaşma ve beraber olma isteği artan, yönetilmeye karşı direnç gösteren, çevresindekileri giderek daha fazla yargılayan, ihtiyatlı olsa da, çocukları, torunları ve yakınlarınca soyutlanan, ailesinin ona bak(a)mayacağını düşünen yaşlılar bunalıma girer.

Çoğu kez geçmişten söz eden, anılarını defalarca anlatan, hayatın sadece kendi çevresinde dönmesini isteyen, kendisiyle bile barışık olmayan, yakınması hiç bitmeyen, kendisini bile sevip beğenmeyen, başkalarına da sevgisiz ve saygısız olan yaşlıların -bilinçsiz de olsa- yalnızlık tercihini kullandığını bilmekte yarar var.

Sosyal dünyadan yavaş yavaş geri çekilen yaşlının hayatla bağının tamamen kopması bireyin kişiliğine bağlı.

Unutmayalım ki; Yeni yaşantılar kazanan, bağımsızlığını sürdürebilen, yaşlılığı üstesinden gelinebilecek bir sorun olarak kabul eden, kurumuş daldan, sararmış yapraktan yakınmak yerine sonbaharın doğa şenliğinden tat almak için olanaklarının elverdiği tüm çarelere başvuran yaşlıların uzun yıllar toplumsal katılımda bulunması mümkün.

Yukarıda sözünü ettiklerimiz evimizdeki, çevremizdeki yaşlıları anlamanın ilk anahtarları ise, şimdi sıralayacaklarımız ikinci anahtarı.

Unutmayalım ki;
• Konuşma güçlüğü çeken, ağır işiten, görme netliği azalan,
• İdrar ve gaitasını tutamayan, kişisel hijyenine uymayan,
• Uyku düzensizliği, hareket kısıtlığı olan,
• Aşırı alıngan, endişeli, yaygaracı olan,
• Yapabileceği işleri bile çevresindekilerden bekleyen,
• Herkesi ve her şeyi eleştiren,
• Herkesle her konuda zıtlaşıp tartışan,
• Kimseye güvenmeyen,
• Yanında hep birilerinin olmasını isteyen,
• Bir soruyu defalarca soran,
• Sürekli ölümü gündeme getiren,
• Çoğu kez yaşlılığını da reddeden,
• Her türlü değişikliğe tepki veren,
• Tedavi ve ilaç konusunda aksamalar yaratan,
• Günlük işleyişte kendine düşen aktiviteleri yapmaktan kaçınan,
• Gereksiz ve tehlike yaratabilecek hareketler yapan,
• Yemesi gerekenleri yemeyip, yememesi gerekenleri yiyerek sağlığını bozan,
• Belleğinin zayıfladığını kabul etmeyip, çevresindekileri suçlama yoluna giden
bir yaşlıyla sorun yaşanmaması olanaksız.

İşte bu yüzden; ‘evde bakım verilen yaşlıyı bakım veren(lerin) ve ailesinin anlayabilmesi ve tanıması önemli. Yaşlıya bakım verenin, yaşlıyı tam olarak değerlendirilebilmesi için;
• Sağlığına ilişkin görüşünü,
• Kendi kendine bakım kapasitesini,
• Fiziksel kapasitesini,
• Kas gücü ve uyumunu,
• Görme ve işitme gücünü,
• Yeme, uyuma, dışkılama ve aktivite gücünü,
• Herhangi bir cinsel sorunu / özrü olup olmadığını,
• Bedensel fonksiyonlarındaki değişimi,
• Fonksiyon becerilerini sürdürme / tekrar kazanmak için ne yapabileceğini,
• Geçmiş yaşam öyküsünü,
• İletişim kurduğu kişileri,
• İnançlarının derecesini,
• Herhangi bir bağımlılığı var ise; derecesini,
• Ev yaşamına ilişkin duygularını
• Yaşlılığa ve kendi yaşlılığına ilişkin görüşlerini,
• Kullandığı savunma mekanizmalarını,
• İlgi duyduğu / sorun olarak gördüğü şeylerin neler olduğunu,
• Bireysel faaliyetleri, ilgi alanları ve hobilerini,
• Çevresinde ne tür düzenlemeler gerektiğini,
• Geleceğe yönelik plan ve beklentilerinin
bilmesi gerekiyor.

Bakım verdiği yaşlıyı tanımak ve anlamak için çaba göstermesi gereken bakım veren kişinin yaşlı ile ilişkisinde;
• Sakin olmaya,
• Göz göze iletişim kurmaya,
• Sözünü kesmemeye,
• Tek yanıtlı / evet – hayırlı sorular sormaya,
• Gerektiğinde soru/yanıtını tekrarlamaya,
• Yanıt vermesini beklemeye,
• Tane tane ve yüksek sesle konuşmaya,
• Konuşmasını jest – mimiklerle desteklemeye,
• Geçmişten söz ederken, sözü bugüne/geleceğe getirtmemeye,
• Gece uyuyabilmesi için gündüz uzun süreli uyumasını engellemeye,
• Ev içi / dışında hareketli olmasına,
• Diyetini ayarlamaya,
• Evde yalnız kalması gerektiğinde görebileceği yerlere notlar bırakmaya (‘fişi çıkar’ , ‘ilacını al’ gibi.)
• Dışarıya yalnız çıkacağında üzerinde kimlik bilgisi + adres + telefon numarası vb.nin yer almasına
dikkat etmesinde yarar var.

Yorucu, yıpratıcı, köreltici, tekrarlayıcı bir iş olan yaşlı bakımı kolay bir iş değil. Bakım verenlerin öncelikle baktığı yaşlının tepkilerinin diğer yaşlılara ve normal bireylere benze(ye)meyeceğini unutmaması gerek.

Ayrıca;
• Sakin olmayı denemeyi,
• Mümkün oldukça açık havaya çıkmayı,
• Kendine ve sevdiklerine zaman ayırmayı,
• Keyif aldığı şeyleri yapmayı sürdürmeyi,
• Vereceği tepkiyi geciktirmeyi,
• Rahatlama tekniklerini öğrenerek uygulamayı,
• Tüm zamanını yaşlıya ayırmamayı da
unutmaması gerekir.

Bu yazıyı da “Yaşamın her döneminde olduğu gibi yaşlılıkta da anlamak ve anlaşılmak önemli.” diyerek ve H.Mann’ın “Yaşama zamanını geciktirenler, nehrin öbür yakasına geçmek için suların akıntısının bitmesini bekleyenlere benzer.” dediğini hatırlatarak noktalayalım

*Şadiye Dönümcü. Sosyal Hizmet Uzmanı.
**Bu yazıda editörlüğünü yaptığım “Yaşlılık El Kitabı”ndan (SHÇEK,1996) yararlandım.

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

İlgili Mesajlar

Bir cevap yazın