Kültür Sanat

Pembe Yorganın ve “Emenike”lerin ya da “Umut”ların Öyküsü

Pembe Yorganın ve “Emenike”lerin ya da “Umut”ların Öyküsü

Pembe Yorganın ve “Emenike”lerin ya da “Umut”ların Öyküsü

Ayşegül Devecioğlu’nun yeni kitabı, “Güzel Ölümün Öyküsü”nü yüreğim yalazlanarak okudum, bitirdiğimde ise üzerime is kokusunun sindiğini, dilimin paslandığını fark ettim.

“Sokakta hava ağarana kadar bekleyip sonra uyumaya alışkın. Art arda birkaç geceyi uykusuz geçirdiğinde bile, çevresinden akıp giden günü duyumsuyor. Peltemsi, çığırtkan bir yoğunluk duyumsadığı, beynini emen yapışkan bir uğultu, arada bir de o kükreme, betonun inşaat, kepçesinin, polis arabasının kim bilir neyin.

Örtündüğü eski yorganın altında kıpırdanıyor. Toza toprağa karışmasına rağmen sabahı pembesine katıveriyor yorgan, bulaştırıyor pembeyi, lohusa yataklarının, sünnet düğünlerinin, maaşallahların, inşallahların, bir yastıkta kocamaların, analı babalı büyümelerin pembesini. Epey solgun bir yorgan olduğu halde başarıyor bunu. Sokakta pembeden başka siyahlar, koyu açık griler görünüyor, kahverengiler, donuk sarılar… “

Devecioğlu “bir ülke, bir şehrin parçası olan, yine de hiçbir şeyin parçası olamayan, sınırları sürekli değişen, sınırları yok ya da sürekli değişen” sokağı, yerleştirildiği yetiştirme yurduna tercih eden Emenike’nin, Kral’ın, onların yurttaki ve sokaktaki arkadaşlarını yazmış. Yazar, büyük kentteki yoksulluğu, yoksulların yoksunluklarını, korunmaya muhtaç çocuklar gerçeğinin çok yönlü girdaplarını anlatıyor, Emenike’nin ve Kral’ın özelinde.

“Su testisi su yolunda kırılır” ya da “ah, evlerden uzak kardeş”

Şaşırtıcı olan sokakta yaşayan ve sokakta çalışan çocuklara ve yetiştirme yurtlarındaki yaşama dair yazdıklarındaki gerçeklik, gerçeğe uygunluk. Çocuk yuvasında da, yetiştirme yurdunda da görev yapan bir sosyal hizmet uzmanı olarak, yazarın sadece “Emenike yetimhaneye getirildiğinde sustuğunu anımsıyor. Suskunlukla etrafına duvar ördüğünü…” satırlarının bile, kuruluşa yeni gelen çocuklara dair çok gerçekçi olduğunu söylemek isterim.

“Seslere, kelimelere ihtiyaç duyma(yan), yurdun dilsiz düzenini tanı(yan)”, “uzun zamandan beri hiçbir şeye sahip” olmayan, “yetiştirme yurdunda sahip olduğu her şeyden arındırılan” Emenike “her şeye bir neden aramaya gerek yok” diyen müdürün yönettiği yurttan kaçıyor, bile isteye kendini Kral’a teslim ediyor, roman ilerledikçe.

“Emenike kral ne derse yapar. Yasa bu. Kral, Emenike’den sorgusuz sualsiz ardından gelmesini, söylediklerine inanmasını bekliyor. Kral’a bağlılığını sorgulamıyor bile. Emenike’ye uzun gelen belki de o kadar uzun olmayan bir zaman öncesinde bu bağlılık hak edildi. Kral ona sahip, Emenike Sahibi adil değil yırtıcı Emenike de adalet aramıyor.”

Her dem “gözleri soramadığı sorularla dolu” olan, “aklına hiç ağlamak gelmeyen”, bir şekilde edindiği “küçük siyah kusursuz aletle -cep telefonu- kendini biraz olsun değerli biri gibi hisseden, “bu koca dünyada Kral’dan ve yorgandan başka” bir şeyi olmayan Emenike’ye bir şey(ler) oluyor, sonra…

“Gece yattığı yerde duran yorgana takılıyor gözü. Artık yorgana da ihtiyacı kalmadı. Pembe yorganı alıp, benzine buluyor. Kral’ın yatağının yanındaki çaputların, battaniyelerin arasına sokuşturuyor. Ateş yanlışları düzeltecek, her şeyi yoluna koyacak; tıpkı Kral’la dünyayı yakmak istedikleri gece olduğu gibi.”

Sonra… Asma kilit taktığı garajdan Kral’ın çığlıklarını, kapıyı yumruklamasını, yıllardır duymadığı asıl ismini duyuyor Emenike.

“(…) O isim çoktandır ona ait değil. İsminden her zaman nefret etti. U’nun dil içeride rüzgara kapılmış da geriye doğru hafifçe çekiliyormuş gibi söylenmesi, m derken nefesin dışarı doğru belli belirsiz üflemesi, t’ de dil dişlerin arkasındayken yakarır gibi harfin üstüne basılması, u’nun m’yi ucun ucun ucun kemirmesi.”

Sonra mı? Dünya dönmeye devam ediyor, Emenike de yürümeye devam ediyor.

Her kitabını keyifle okuduğum yazar Devecioğlu’nun, “bohçalarında kaçırdıkları hayatlarını yabancı evlere sığdıramayan “Emenike”leri, “Kral”ları anlattığı son romanı “Güzel Ölümün Öyküsü”nü okurken yüreğim yalazlanmıştı; bitirdiğimde üzerime sinen is kokusu ve dilimde oluşan pas gitmedi, sabitlendi.

Ayşegül Devecioğlu kimdir?

Çeşitli dergilerde makaleleri, denemeleri yayımlandı. “Ağlayan Dağ Susan Nehir” romanıyla 2008 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı.
• Kuş Diline Öykünen 2004
• Ağlayan Dağ Susan Nehir 2007
• Kış Uykusu 2009
• Başka Aşklar 2011
• Ara Tonlar 2015
• Güzel Ölümün Öyküsü 2019

*Ayşegül Devecioğlu, “Güzel Ölümün Öyküsü” Metis Yayıncılık, 128 sayfa. 2019.

(ŞD/AÖ)

Not: Bu Yazı bianet.org Sitesinde Yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın